Kronik Hastalığı Olanlara Kurban Bayramı Öncesi Uyarı

Kayseri hekim Odası yönetim heyeti üyesi İç Hastalıkları ve Hematoloji uzmanı Doç. Dr. Muzaffer Keklik, Kurban bayramı öncesi yurttaşları sıhhatli beslenme ile alakalı uyararak, dikkat edilmesi koşul olan noktaları açıkladı.

Bayramda et tüketirken çok titiz olunması gerektiğinin altını çizen Doç Dr. Muzaffer Keklik, “Diyabet, gut ve hipertansiyon benzeri kronik hastalığı olanlar, diyetlerine dikkat etmezlerse mühim sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirler. Kan şekeri ve tansiyon yükselebilir, gut hastalarında ürik asit yükselmesi neticesi ayak parmaklarında şiddetli ağrı ve kızarıklık şikâyeti tekrarlayabilir. Keza, kolesterol yüksekliği olanlarda kan yağları menfi etkilenebilir. Kurban bayramının sıcak günlere eşit gelmesini de sayarsak, kalp hastalığı olanlarda tek anda çok miktarda ete yüklenilmesi, akut koroner sendroma civarindan giden tablolara yollar açabilir. Ülser, gastrit benzeri mide şikâyeti olanlarda da kurban eti yeteri civarindan bekletilmeden pişirilirse kati kalır ve hazımsızlık sorunlarına yollar açabilir. özellikle mide rahatsızlığı var olan kişiler, kurban etini 24 saat beklettikten ardindan pişirmelidir.”

Muzaffer Keklik, bayramda beslenme önerileri ile alakalı olarak da şunları söyledi:

“ Bayramda tansiyonu, kolesterolü ve kan şekerini yükseltmemek amaciyla güne hafif tek kahvaltıyla başlanmalı, tek öğünde aşırı miktarda yemekten kaçınılmalı, az ve sık sık beslenilmelidir. Diyabet hastaları bayram şekeri, çikolata ve tatlılardan ırak durmalı, tatlı seçenek edeceklerse sütlü tatlıları seçmelidir.

Çalışmalar, sağlıksız şekilde pişirilmiş al et tüketen bireylerde barsak ve mide kanserine yakalanma riskinin çok olduğunu göstermiştir. Etin ateşe yakın olarak pişirilmesi hemide kanserojen öğelerin oluşumuna neden olur, ayni vakitte da B1, B12, folik asit benzeri vitaminlerin kaybına yollar açar. Izgara yapılacaksa, etlerin kömürleşmemesine dikkat edilmeli, yavaş ve düşük ısıda pişirilmelidir. Etler kavrularak veyahut kızartarak pişirilmemeli, kuyruk yağı, tereyağ benzeri doymuş yağlar kullanılmamalıdır. Haşlama ve fırında pişirme dahada sağlıklıdır.

Yüksek kolesterolü ve kalp-damar hastalığı var olan kişilerin sakatat tüketiminden kaçınmaları gerekir.
Kurban bayramı süresince yoğun et tüketiminin neden olacağı toksin tesirini azaltmak amaciyla bol miktarda meyve-sebze tüketilmeli, yeteri civarindan su içilmesi ihmal edilmemelidir.”

Prof. Dr. Ercüment Ovalı’ya ABD’den ödül… Kan ve kök hücreden yapay deri üretti

Türk bilim insanı Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Kan ve Kök Hücreden suni ten Üretimi” ile, dünyanın prestijli tıp ödüllerinden, AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En İyi Deneysel Araştırma’ ödülüne layık görüldü. Türkiye’nin “ilk türk mali ten üretimi” var olan bu buluş, ülkemizde her sene yanık hasebiyle rehabilitasyon gören tek milyonu aşkın hastaya da umut veriyor.

‘EN İYİ DENEYSEL ARAŞTIRMA ÖDÜLÜ’NÜN SAHİBİ OLDU

Bugüne dek kök hücre ve hücresel rehabilitasyon alanında çalışmalarıyla hayat çapında başarılara imzasini atan Prof. Dr. Ercüment Ovalı, uzunca müddettir üzerinde çalıştıkları, yanık tedavisinde devrim niteliğindeki buluşu ile tıp dünyasında hatri sayilir büyüklükte ses getirdi. Prof. Dr. Ercüment Ovalı ve ekibinin kan ve kök hücreden ürettikleri suni Deri, başka isimiyle “Dermoplastik’ çalışması AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En İyi Deneysel Araştırma Ödülü’nün sahibi oldu. Bu çalışma aynı zamanda, Türkiye’nin “ilk türk mali suni ten üretimi” olması özelliğiyle de tek ilk. Geliştirilen suni deri, ülkemizde de her sene yanık hasebiyle rehabilitasyon gören tek milyonu aşkın hastaya umut olabilecek. Prof. Dr. Ercüment Ovalı “Ülkemiz yerine gurur veren var olan bu ürünü kısa müddette DermoTürk isimiyle hastaların hizmetine sunmayı hedefliyoruz” diyor. Prof. Dr. Ovalı ve beraberindeki Türk bilim insanları 8 Ekim’de Orlando’da düzen edecek törenle ödüllerini alacaklar.

YANIK HASTALARINA UMUT

Ülkemizde her sene tek milyonu aşkın kişi rehabilitasyon gerektiren yanık olgusuyla karşı karşıya kalıyor. kimi bu yanıklar öylesine hatri sayilir büyüklükte olabiliyor ki kişinin kendisinin dokularından veyahut sağlam bölgesinden alınabilecek ten yoksun kaldığından rehabilitasyonda muvaffakiyet sağlanamıyor ve kişi hayatını dahi kaybedebiliyor. İşte, tıp alanında devrim niteliğinde tek buluş olarak nitelendirilen ‘Yapay Deri’, ten yanıklarından ten kayıplarına dek Bir hayli meselede milyonlarca kişiye umut olabilecek. Prof. Dr. Ercüment Ovalı’nın temellerini Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde görev yaptığı dönemde attığı “Kan ve Kök Hücreden suni Deri” projesi, çok hızlı gelişme gösterdi. Prof. Ercüment Ovalı ve ekibinin üretimini gerçekleştirdiği ‘Yapay Deri’ çalışması, Bir hayli değişik uzmanın işbirliğiyle hayat çapında ses getirdi. Prof. Dr. Ercüment Ovalı, bu başarıda üniversite, endüstri ve hükümet işbirliğinin ağırbaşlı önem taşıdığını belirterek, “bu muvaffakiyet şunu gösteriyor ki, üniversitelerin, endüstrinin işbirliği ve devletin bu projeyi desteklemesi, çok mühim araştırmaların yapılmasının ve tertemiz mükafatlar alınmasının önünü açabilir” diyor.

“KENDİ KENDİNİZİN DONÖRÜ OLMAK!”

Deri yanıkları çok mühim fonksiyonel ve kozmetik kayıplara neden olurken, dünyanın çok uzunca yıllardır uğraştığı bu alanda, kadavra derilerinin kullanılmasından sentetik materyallere civarindan Bir hayli mahsul geliştirildi, ama hiçbiri ideali sağlayamadı. Sentetik materyallerin; kişinin kendisinin dokularına uyumuyla alakalı sorunların yanı sıra, Özgün dokunun fonksiyonunu Katiyen adina getiremediğini ve istenen neticesi vermediğini belirten Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Yanıklardan ardindan iki mesele oluyor; birincisi yanık bölgesinin kapatılamaması hasebiyle alana gelen enfeksiyon, sıvı kaybına ve ölümlere yollar açıyor. İkincisi de bu çagi atlatan hastayı kurtarsanız da ten oluşamadığı amaciyla o alanda yapışıklıklar hastanın kollarını ve bacaklarını kullanmasına engel olduğundan, hastanın hayat kalitesini ve kozmetik görünüşünü bozuyor. Kan ve kök hücreden ürettiğimiz suni ten bunun için deva olabilir. En mühim özelliği de, burada kullanılan her şey kişinin kendisinin dokusu. İçerisinde yabancı sentetik hiçbir madde yok. kendisinin kendinizin donörü oluyorsunuz. Bu manada çok mühim tek çalışma. bu sebeple de bu çalışma Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En iyi Deneysel Araştırma Yayını’ ödülünü aldı” diyor.

5 GRUPTA uygulanan ÇALIŞMA akabinde GELEN BÜYÜK BAŞARI

İnsan vücudunda her tür yaranın onarımında kullanılan tek madde var ki o da kan pıhtısı. Başka bir deyişle yaralanma deride, karaciğerde veyahut kemiklerde de olsa, böbreğiniz de parçalansa bu müsterek madde, Başka bir deyişle kan pıhtısı kullanılıyor. Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “biz de vücudun kendisinin hasarlarını rehabilitasyon edebilmek amaciyla kan pıhtısını kullanmasından yola çıkarak, kan pıhtısını örgütlü edip şekillendirerek, yapısını da güçlendirerek acep üç boyutlu taşıyıcı iskele olarak kullanabilir miyiz diye düşündük. Ve evvel çalışma bunun üstüne kuruldu” diyor. Fareler üzerinde 5 model oluşturuldu. Bu gruplar içinde üç boyutlu taşıyıcı iskele içinde yağ hücresi ve üzerinde de ten hücrelerinden oluşan grubun en iyi neticesi verdiğini belirten Prof. Dr. Ercüment Ovalı şunları söylüyor: “Bu çalışmanın iki özelliği var; birincisi insan kanının taşıyıcı iskele olarak kullanılması, ikincisi ise yağ kök hücreleri ile ten hücrelerinin tek arada örgütlü edilmesi. Bu çalışmanın neticesi bize gösterdi ki, bunun benzeri kuvvetli tek birliktelik; taşıyıcı iskele, yağ kök hücreleri ve ten hücrelerinden oluşan bu yapı fareler üzerinde yara iyileşmesinde nihayet derece etkin. Dolayısıyla bu kliniği hızlıca test edilebilir tek ürün. o nedenle de şu anda 2. Başka bir deyişle insan testleri başlamış durumda. İlk uygulama tek sonraki ay içinde tek çalışma kapsamında insanlara minik tek grupta denenmeye başlanacak, yanık hastalarında minik tek alanda denenecek. Ve bunun neticeleri da fare neticeleri benzeri olursa, özellikle yanıklar veyahut hatri sayilir büyüklükte ten kayıplarında hastalar amaciyla çok mühim tek çözüm sunabilir.”

Tıp dünyasında hatri sayilir büyüklükte ses getiren bu çalışmanın tek ekip işi olduğunu özellikle belirten Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Bu muvaffakiyet tek ekip çalışmasının ürünüdür. Prof. Dr. Ethem Güneren’in sav danışmanı olduğu bu çalışma Dr. Mustafa Aykut Özpür’ün tezidir ve çalışmada Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, Prof. Dr. Mehmet Veli Karaaltın, Prof. Dr. Süleyman Kaplan, Dr. Fatma Nilay Yoğun ve Dr. buyruğa Gönenç Baygöl bu başarıya müsterek imzasini atan, her biri birbirinden kıymetli ekip arkadaşlarımızdır” diyor.

Hastalar daha az röntgen ışınına maruz kalacak

Yeni dijital cihazla birlikte röntgen çekimlerinde, Daha önceki cihazlara nazaran dahada ayrıntılı ve kaliteli görsel alınabilecek. Hastalar ise dahada az röntgen ışınına maruz kalacak ve sıra beklemeyecek.
Konu ile alakalı tek İzah yapan Saruhanlı hükümet Hastanesi Başhekimi şuurlu Dr. Ali Osman Çağlayan, “Hastanemiz radyoloji birimine dijital röntgen kurulumu tamamlandı. Bu aygıt takriben 200 bin liralık tek cihaz. Bu aygıt sayesinde hastaların filmleri çok hızlı tek şekilde ve çok fazla kalitede çekilebilecek. hasta kisi dahada odadan çıkmadan hastanın röntgen filminin görüntüsü tetkiki istek eden hekimin ekranında hazır olacak. Ayrı olarak bu görüntüler uzunca yıllar saklanabilecek. Saruhanlı’ya hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.

Cildinizi güneşe karşı tam korumaya alın

Yaz aylarında cildimizi zararlı ışınlardan korumak için “Cilt tipinize uygun en az 30 faktörlü güneş koruyucuları hayatımızın vazgeçilmez parçaları haline getirmeliyiz” diyen Deniz Turan, “Güneş koruyucu kremleri, gün ışığına çıkmadan önce yeterli miktarlarda uygulamalıyız ve iki saatte bir mutlaka yenilemeliyiz” diyerek tercihen güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde güneşlenmekten kaçınmamızı tavsiye ediyor. Deniz Turan, “Caudalie Soleil Divin Anti-Aging Yüz Koruyucu SPF50, cildi güneşin zararlı etkilerine karşı korurken içeriğindeki antioksidan polifenoller sayesinde anti-aging koruma da sağlıyor. Yapışkan olmayan yapısı ile cilt tarafından anında emiliyor” diyerek güneşin yaşlandırıcı etkisini de dikkat çekiyor.

Turan, güneşin zararlı etkilerini azaltmak ve koyu lekelere sahip olmamak adına fotosensitif (ışığa duyarlı) olmayan leke serumlarını kullanılmasını önererek, “Bu tarz ürünler, fotosensitif olmadıkları için güneşlenirken de kullanılabilme özelliğine sahipler. Böylelikle, güneş koruyucunun etkinliğini artırmakla beraber ciltte oluşabilecek lekeleri de önlerler. Fotosensitif olmayan leke serumları, mevcut cilt lekesi problemlerinde de etkinliği olan ürünlerdir” diye konuştu.

Güneşten korunmanın yanında, kullanabileceğimiz güneş sonrası ürünlerle bronzluğumuzu daha uzun süre muhafaza edebileceğimize dikkat çeken Deniz Turan “Losyon ya da kuru yağ şeklindeki “after sun” diye tabir edebileceğimiz ürünleri kullanarak cilt bakımınıza devam edebilirsiniz. Bu ürünler, güneşin cildinizde oluşturacağı hassasiyeti yatıştırırken su kaybına uğramış olan cildinize de ihtiyacı olan nemi sağlayacaktır.” dedi

Kaynak :iha.com.tr